Dünyaya Merhaba ve Sonrası

No Commented Cumartesi, Temmuz 26th, 2008

Under: Belgesel

O da “Herhangi Bir Çocuk” Muydu?

Hikayemiz 1927 yılında Malatya’da başlar.
O yıllar zor yıllardır. Birinci Dünya Savaşı biteli dokuz, Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferle noktalanalı beş, Cumhuriyet ilan edileli dört yıl olmuştur. Savaşların yıktığı ve yoksullaştırdığı Türkiye, kendi yağıyla kavrulmaya ve ayakları üzerinde durmaya çalışmaktadır.
Malatya da, Anadolu’nun göbeğinde, yoksulluktan kurtulma savaşı veren kentlerden biridir. O yıllar bir kasaba görünümünde olan Malatya, yine de çoğu Anadolu kentlerine oranla daha düzenlidir, daha bir gelişmiştir. Mesela, yeni Başkent olan Ankara’nın yanında neredeyse küçük Paris gibidir.
Yoksul Anadolu’nun bu yoksul kentinde yaşayan Mehmet Sadık Bey’le eşi Hafize Hanım’ın tek katlı mütevazi evlerinde tatlı bir heyecan yaşanmaktadır. Hafize Hanım’ın doğum sancıları başlamıştır. İlk çocukları dünyaya gelecektir.
Mehmet Sadık Bey, kendi olanaklarıyla din eğitimi görmüştür. “Kızlar Mektebi”ni bitiren Hafize Hanım ise genç Cumhuriyetin ilk kadın öğretmenlerinden biridir. Akıllı ve bilgili bir kadındır. O günlerin küçük ve muhafazakar Malatya’sında kısa kollu elbise giyer, başına şapka takar. Tam bir Cumhuriyet öğretmenidir.

Mehmet Sadık Bey, eşinin de teşvik ve zorlamasıyla dışarıdan sınava girerek ilkokulu bitirir. Önce Malatya Belediyesi’ne girer. Bir süre sonra Ziraat Bankası’na geçer.Biri ilkokul öğretmeni, diğeri banka memuru olan karı koca, maaşlarını birleştirir ve düzenli bir yaşam sürmeye başlarlar. O yıllarda memur ve öğretmen “elitten sayılır. Mehmet Sadık Bey ve Hafize Hanım, Malatya’nın saygın kişileri arasındadır.

13 Ekim 1927′de ilk çocukları dünyaya gelir. Çocuk erkektir. Adını “Turgut” koyarlar. Esmer, kıvırcık siyah saçlı, tombul bir çocuktur Turgut…

Baba Mehmet Sadık Bey, kendi halinde, sessiz sakin bir insandır. Gece hayatı, gezmesi tozması yoktur. Evinden işine, işinden evine gider. Tüm dünyasını banka ve evi oluşturur. Anne Hafize Hanım ise daha hareketli, konuşkan ve otoriter bir kadındır. Küçük Turgut daha çok annesinin etkisinde kalacak, onun isteği ve yönlendirdiği şekilde büyüyecektir.

Mehmet Sadık Bey akşamları işinden çıkar, doğruca evine gelir, eşiyle birlikte yemeğini yer ve köşesine çekilir. İri yapılı, göbekli bir erkektir. Erkenden yatmaya hazırlanırken, bir süre sessiz sedasız oğlu Turgut’u seyreder. Çocuğu kucağına almak, sevip okşamak, onunla oynamak gibi bir huyu yoktur. Uzaktan bakışlarıyla sever, bakışlarıyla dokunur ona.

Küçük Turgut’un Mehmet Sadık Bey’i cezbeden farklı yanlan vardır. Yusyuvarlak, toparlak bedenine rağmen son derece hareketlidir. Pek ağlamaz. Siyah gözlerindeki garip ışıltı, sanki yarım yüzyıl sonrasının Türkiye’sini aydınlatır gibi yayılır odaya.. Mehmet Sadık Bey’e göre Turgut, herhangi bir çocuk değildir. Anadolu insanının bilgece sezgisiyle, onun harikulade kaderini, tüm geleceğini, gözlerinde okur gibidir. Pınl pınl, simsiyah gözlerinde…

Fakat bu sezgisini kimselere, hatta eşine bile söyleyemez.

Anne Hafize Hanım ise, yarım yüzyıl sonra, “Ben onu bedelsiz millete sattım” diyeceği, “Başbakan oldu ama hayatıyla ödüyor” diye yakınacağı oğlu Turgut’un birgün Türkiye’nin kaderine yön veren, bir döneme imzasını atan kişi olacağını o günlerde elbette bilemezdi.

Ancak, anne Hafize Hanım o günleri görecek, baba Mehmet Sadık Bey göremeyecektir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popularity: 16% [?]

Leave a Reply

*
Resimdeki işlemi cevaplayın. Resimdeki işlemi üzerine tıklayarak dinleyebilirsiniz..
Click to hear an audio file of the anti-spam equation